Fındığa Sefalet Fiyatı; Sofraya Zam Yağmuru!
Fındığa Sefalet Fiyatı; Sofraya Zam Yağmuru!
Journalist Author; C.Sezgin
GÖZLEMLER ve DÜŞÜNCELER:
VARAN 141
Fındığa Sefalet Fiyatı; Sofraya Zam Yağmuru!
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 2026/2027 sezonu kabuklu fındık alım fiyatını açıkladı.
Giresun kalite fındık için 255 lira…
Levant kalite için 250 lira…
Sivri kalite için 245 lira…
* * *
İktidar bunu “üreticiyi koruyan fiyat” olarak sunmaya çalışıyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Çiftçinin cebine girecek paraya bakıyorsunuz…
Sonra market raflarına bakıyorsunuz…
Ortada kocaman bir adaletsizlik duruyor.
Henüz birkaç gün önce kamuoyuna yansıyan verilere göre, zeytin ve zeytinyağı fiyatları son sekiz ayda yüzde 45 ile yüzde 60 arasında zamlandı.
Bir tek zeytinin tanesi 5 lirayı geçti.
Market raflarında her gün yeni bir etiket görüyoruz.
Elektrik zamlı…
Mazot zamlı…
Gübre zamlı…
İlaç zamlı…
İşçilik zamlı…
Nakliye zamlı…
Hayatın kendisi zamlı…
Ama üreticinin ürünü söz konusu olunca, AKP İktidarı bir anda frene basıyor.
Çünkü bu düzenin mantığı çok açık:
Üreten kazanmayacak…
Aracı kazanacak…
İthalatçı kazanacak…
Market zincirleri kazanacak…
Spekülatör kazanacak…
Kaybeden ise yine alın teriyle toprağı işleyen çiftçi olacak.
* * *
Fındık Türkiye’nin dünyaya sattığı en stratejik tarım ürünlerinden biridir.
Dünya üretiminde söz sahibi olan bir ülkenin üreticisi, kendi emeğinin karşılığını alamıyorsa; ortada ciddi bir yönetim sorunu vardır.
Üretici yıl boyunca bahçesinde çalışıyor.
Don riskiyle mücadele ediyor.
Kuraklıkla mücadele ediyor.
Kahverengi kokarcayla mücadele ediyor.
Artan maliyetlerle mücadele ediyor.
Hasat zamanı geliyor…
Karşısına çıkan fiyat ise enflasyonun gerisinde kalan, maliyetleri ancak seyreden bir rakam oluyor.
Sonra aynı üretici, sattığı fındığın parasıyla pazara gidiyor.
Bir kilo zeytinyağı almakta zorlanıyor.
Bir market arabasını dolduramıyor.
Çocuklarının okul masrafını karşılayamıyor.
İşte asıl trajedi budur.
* * *
Sorulması gereken soru şudur:
Zeytinyağına sekiz ayda yüzde 60 zam yapılabiliyorsa…
Marketler maliyetlerini sürekli artırabiliyorsa…
Her kaleme zam geliyorsa…
Neden üreticinin alın terine aynı cömertlik gösterilmiyor?
Çünkü bu sistem üretimi değil, günü kurtarmayı hedefliyor.
Üreticiye verilen düşük fiyat kısa vadede bütçeye yük olmayabilir.
Ama uzun vadede tarımı bitirir.
Bahçeleri sahipsiz bırakır.
Gençleri köyden uzaklaştırır.
Türkiye’yi ithalata daha bağımlı hale getirir.
Bugün 255 lira alkış bekleyen bir fiyat değildir.
Bu fiyat, “üretmeye devam et, ama kazanma” demenin başka bir biçimidir.
Çiftçi sadaka istemiyor.
Destek istemiyor.
Lütuf istemiyor.
Sadece emeğinin karşılığını istiyor.
Üretici ayakta kalamazsa, ne sofradaki zeytinin, ne de ihracat rekorlarıyla övünülen fındığın bir anlamı kalır.
Çünkü güçlü tarım, güçlü üreticiyle olur.
Üreticiyi yoksullaştırarak tarım politikası yapılmaz.
Alın terini enflasyonun altında ezerek kalkınma sağlanmaz.
Açıklanan rakamlar, sadece fındığın fiyatını değil, tarıma bakışın da değerini ortaya koymuştur.
Ve görünen tablo şudur:
Sofraya zam yağıyor…
Üreticiye ise yine sabır tavsiye ediliyor.
(Giresun Hürses/07.08.2026)